Ben bir yolcuyum

Ben bir yolcuyum. Hacı Bektaş Veli’nin yolunda yürümeyi kendime yol edinmiş, yön bilmiş, hem bin kere kaybolmuş hemde bin kere kendini bulmuş, çoğalmış bir garip yolcu.

Bu yolculuğumun başında iken tek başımaydım.Tek olmanın yalnızlığında kimi zaman nefessiz kaldığımı hissettim her an boğulabileceğimi düşündüm.
Her umutsuzluğun çaresizliğinde, her dara düşüşümde her nefessiz kalışımda, tamam burası son dediğim anda, gaipten bir el bombası misali beynime darbe etkisiyle indi her zaman. Bu halimi kabul etsem de etmesem de hep kendi içimde kendimle yaşadım. Oysa paylaşacağım birçok insan vardı etrafımda. insan çoktu çok olmasına da,ben kendi düşüncelerimde ve yolculuğumda yalnızdım.

Kendimdeki garip karışık kapanıklığı kimselerin anlayamayacağını düşünmek beni kendimle baş başa bıraktı .
Her darbenin beni yerle bir eden anlaşılmaz etkisinden sonra, anlayamadığım bir güç beni o simsiyah karanlığın içinden çekip çıkarıyordu. Farklı bir boyutun içinde buluveriyordum kendimi. Her seferinde tek olmaktan çıkıp çoğalıyordum. Sanki bir diyardan başka bir diyara geçerken ki o savruluşta benden bir ben daha çıkmış el ele atlıyorduk. Diyardan diyara… ben bir iken, birden bin oluverdim. Artık yalnız değildim. Kendimi her halimle sevmeye başladım. Sevdim de…

Anladım ki içerimde bir derdim varsa dermanı da yine içimde dışarıda değil. Onu kendi bedenimde arayıp bulmalıydım. Ben bunu ruhen anladım. İnanıyorum ki bilimsel olarak araştırılırsa insanlarda çıkan her hastalığın ilacı yine insanın vücudunda bedeninde bulunabilir. Bu benim kendi fikrim.

Her vardığım diyarın bir öncekinden çok daha güzel olduğunu fark ediyordum. Ben o müthiş güzelliği fark ettikçe, bana muhalif olan adını darbe koyduğum o güçte elini değiştirdi, güzelleşti. Aşk ile gelmeye başladı. Tüm bedenime avuç avuç güzellik serpmeye başladı. Önce yüreğime sevginin sonsuz güzelliğini koydu, sonra ruhuma anaların yüreğindeki yüce merhameti üfledi. Bu iki duyguyu aklında ruhunda barındıran bir insanın koca evrene karşı durabileceğini anladım.
Tüm bu olana bitene rağmen ben yolun neresindeydim?
Bu yazıyı okuyan değerli insan inan ki bende bilmiyorum.

Sadece sonsuz olduğunu biliyorum. Kaybolmamak için kendime ve yolda karşılaştığım yolculara sıkı sıkı tutunup onlarla birlikte var olmak.
Can olmak, pir olmak, pak olmak. Özümle, sözümle sevgiden kaleler kurmak, çemberler oluşturmak. Bu çemberin içinede ilk sırada masum çocukları almak ve onları koruyabilmek. Gözün yaşı; sıkıntı, acı, tatlı, iyi, kötü oldukça meşakkatli bir geçmişten gelmiş kendimi, bu yolun güzelliklerle bezeli ferahlığında bulmuşsam, nefes almışsam, ben ben olmuşsam, bunun farkındalığında ki bilince varmışsam… Elimi yüreğime koyup, ”insan Hak’ta, Hak insanda” demeyi bilmeliyim.
Yetebildiğince öğrenmek, öğretmek ve paylaşmayı bilmektir yolun en yüce güzelliği.

Şimdi kulağınızla duru bir halde yüreğinizi dinleyin ve neyi öğrenmek istiyorsanız sorun. O size en doğruyu ve en yanlışı söyleyecektir. Yeter ki aklınızla yüreğinizin arasındaki mesafeyi bilin ve sağlamlığından emin olun. Yüreğiniz sizin en büyük servetinizdir.
Sizi alim yapacak olan güç, dünyanın hiç bir yerinde değil sizin yüreğinizde.
Sizi zalim yapacak olan güç, yine sizin yüreğinizde.
Yüreğinize neyin tohumunu ekerseniz onu büyütürsünüz. Ruhunuzda da onun en verimli halini biçersiniz ve çevrenize onu yansıtırsınız. Bunu çoğaltmakta azaltmakta inanın yine size bağlı.
Bende yoluma devam.
Yola yoldaş olmayı, yürümeyi, acısıyla tatlısıyla bilen her bir cana bin selam.

Ceylan DOĞAN

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

1 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.