Ben yürekli kadınım

Ben yürekli kadınım. Boyum uzunmuş kısaymış hiç farkında değildim. Kilomu da hiç önemsemedim, saç rengimi de. Doğduğumda siyahtı hala öyle bir gün kendiliğinden kendi doğallığında beyazlayacak biliyorum. Yalnız ne zaman rengini değiştirmeyi düşünsem, annemin sesi kulaklarımda çınlardı, “Kara Meliklerine kurban olduğum.” öyle severdi, öyle de kaldı.

Sanki saç rengimi değiştirsem anlayamadığım bir hissiyatla annemin sevgisini yitirecek gibi oluyorum. Giyim tarzımı da çok önemsemedim. Ayakkabılarımı da. Çünkü var olmamı sağlayan annem ve babam beni üstüme başıma bakmadan sevdiler. Çok fazla sevdiler. Büyük mü büyük sevdiler. Bende bu sevgiyi etrafıma vererek çoğalmasını istedim. Daha çok büyümesini istedim. Çünkü ben varlığımla özümle yüreğimin içindeki sevgiyle var olmalıydım. Maneviyatında kaybolmuş bir arayışın içindeki sevginin güzelliğine erdim (sevgi)ydi bunun adı. Etrafımdaki insanların maddiyata dayalı hiç bir zerresine bakmadım. Yüreklerine baktım. Çok az belki beş belki de on o kişinin yüreğine yüreğimi kattım. Onu da şöyle düşünün ki birbirini hiç tanımayan birkaç insan. Bir yol kenarındaki bir ağacın dibinde dinlenmek için bir arada bulunmuşlar ve benimde azığımda bir tane ekmek var ona sevgimi katık edip pay ediyorum. Onun lezzetine varan benimle yol almış diğerleri ayrılmış, ayrılanların da kalanlarında canı sağ olsun.

ben yürekli kadınım

Uzaktakinin de yakınımdakinin de yine yüreğine baktım. Çok soğuk kardan soğuk buz tutmuş olanı da gördüm. Bir köy evindeki o duru içi sevgiyle dolu bir odanın sıcaklığında olanı da. Ağustosta kalbimin yapraklarını dökeni de gördüm, Şubatta ruhumda bağ bahçe açtıranı da. Yemyeşil kocaman bir çınarın en tepesine bedenimi ruhumu uçuranı da gördüm, yüzümdeki minicik bir tebessümü alıp harlı bir ateşin içine atıp yakanı da. Feleğin hiç sormadan omuzuma vurduğu derdin yükünü alıp çekeni de gördüm, alları hiç giymeyip karalar bağlamamı isteyeni de. Beni hırpalayanı acıtanı yoranı da gördüm, canını canıma feda edecek yürekleri de gördüm.

Hayatta bir iyi var birde kötü ben ikisini de gördüm. Bir tek şey görmedim, beni sevmeyeni görmedim. Nedeni ise ne iyiden sevgimi esirgedim ne kötüden esirgedim. Yüreğimi hiç bozmadım. Beni büyüten, çoğaltan, içimdeki zenginliğime zenginlik katan, özümde kalmamı emreden, kendi tekâmülümde kalmamı haykıran yine yüreğimdeki sevgiydi. Sevgi verirsem sevgi alacağımı biliyorum emin olduğum tek nokta. Sevgi ilaçtır hastayı sağ eder dilsizi dillendirir, halsizi hallendirir, sevgi insanın ruhundaki tanrıdır. Yürekli oluşum bundandır. Hiç bir maddiyat benim bedenimdeki ruhumdaki sevginin karşısında ayakta duramaz. Lakin bir acı rüzgar esse tüm maddi varlıkları önüne katıp savurup bir zerresini dahi yerinde bırakmayacağını da biliyorum gördüm. Ama ne kar ne fırtına ne tipi ne boran içimdeki sevgiye asla dokunamaz. Çünkü duvarları sevgiyle örülü kapısı sevgiden zırhlı ve yüreğimdeki tanrıya yemin ederim ki ne yazın çekilmez sıcağında ne kışın çekilmez ayazında. Hiç bir mevsimde içimdeki sevgi azalmayacak. Nasıl ki annemin “Kara Melikli” kızıysam yüreğimdeki sevginin de sonsuz sahibiyim.

Ve diyorum ki her günün her anına sevgiyle dokunup kendinizi ve yaşamınızı çoğaltmanız dileğiyle. Sevgiler, sevgiler, sevgiler…

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.