Burun bokuna teşekkür

” Burun boku… Evet, evet tam olarak öyle. Katılaşmış, burun deliklerini tıkamış ve nefes almayı baş ağrıtan bir egzersiz haline getiren iki renkli bir burun bokuyum. Bunu bazı zamanlarda çok daha iyi anlıyordum. Mesela bazen gece uyku öncesinde yatak altında aylardır temizlenmemiş evin toz yumağıyla bakışırken buluyordum kendimi. Salyalarım akmıyordu tabi. Hap falan da kullanmıyordum.

Yatağın üstünden gelen bu kızıl saçlı kadının hırıltıya benzer horlaması hiçte öyle akustik bir etki uyandırmıyordu. Ama şimdi, tam da şuanda, pencerenin kenarında oturmuş ayda yılda bir yaptığım ziyaretlerimin birinde, annemin misafir odasında barındırdığı kristallikten çaldığım işlemeli kristal kül tablasını; bedeniyle soru işaretini andıran ve hırıltılarıyla ruhumda v-çentikler açan bu kadının kafasında patlatmak isteğim ellerimi titretiyor.

Sokaktan yükselen araba motorlarının sesleri, inşaat halinde apartmanlar, okul zilleri, kuş sesleri…

Tam şu anda, ellerimin titremesinin geçmesini yaklaşık bir asır bekledikten sonraki anda, kül tablasının içindeki envai boyda yirmi iki izmarite yukarıdan aşağıya hayali bir yay çizdirip, kül tablasının v-çentikli ucuyla onun kızıl saçlarının ve kurumuş fondötenin soluk parlaklığındaki suratına tüm gücümle vurmalıyım. Kulak çınlaması yok.

Es. Yusufçuk kuşu. Es. Nemrudun kızı. Es. Yokuş tırmanan tıka basa dolu minibüs. İnilti yok. Sadece benim ve köpeklerin duyabileceği frekans aralığında bir ses: Beni bu hayattan kurtardığın için teşekkür ederim. ”

Çağrı Kundakçı

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yazar Hakkında

Başımı eğdim. 92'de Adana 'da bir devlet hastanesinde dünyaya geldim. Götüme bir şaplak yedim. Hayırdır lan demeye fırsat kalmadan ciğerlerim yandı. Arkada Cem Abi'nin bu son olsunu çalıyordu. Doğarken ağladı insan dedi. Son olmadı, çok ağladım. Dünyanın baş aşağı durmadığını o gün anladım. Çocuktum. Akşam ezanından evvel evde olurdum. Bir gün ezan okundu, bahçe kapısını kapattım, zile basmadım. Oturdum kapının önüne düşündüm: Bir insan nasıl bu kadar düz olabilir ? Düz yani hiçbir şeysiz, girintisiz, çıkıntısız ... Bayramlarda , kutlamalarda niye hep en arkadasın. Hiçbir şeyde önde olmuyon. Elin çocukları şiir okuyo, şarkı söylüyo. Sen anca arkada bekliyon dedi annem. Haklıydı. Başımı eğdim. Bir daha hiç eğlenmedim... Beş senedir Barbaros' tan aşağı sahile doğru yürüyorum. Karşıdan karşıya geçmeden dümdüz. Sahildeki taşlara oturup ayaklarımı denize doğru salındırıyorum. Arabanın arkasında çay satanlara uyuzum onlardan almıyorum, elinde sepetiyle dolaşıp çay kahve satan teyzeden bir çay alıyorum. Her seferinde teşekkür ediyorum . Ses etmiyor. Başımı eğiyorum. Çayın dumanı bazen Kadıköy bazen Üsküdar vapurunun dumanına karışıyor, gelgit denizi kabartmış dalgalar güneşin gözleri önünde oturduğum taşın altını oyuyor. Sadece o zaman gülümsüyorum. Ama öyle alengirli değil düz, dümdüz...

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.