İçeride biri mi var? Uzat ellerini bana…

Her an başka bir ben’sinizdir. Saniyede insan vücudunda milyonlarca hücre doğuyor ve ölüyor ise o bir saniye önceki siz artık siz değilsinizdir. Her saniye yeniden sessizce doğan birisiniz. Artık içeride keşfedilmeyi ve anlaşılmayı bekleyen muhteşem ve çok özel bir varlık var.

Hani bazen bazı durumlar karşısında tepki verirsiniz. Aslında muadilini bir çok kereler yaşamışsınızdır. Nasıl davranmanız gerektiğini bilir ve neleri söyleyeceğiniz bile ezberinizdedir. Ancak bu sefer kişilerin ve duygunun yönü başka olduğundan mı bilinmez, verdiğiniz duygunun tepkisine yabancı kalmışsınızdır. Her zamankinden farklıdır ve “Bunu ben mi yaptım?” “Ben mi söyledim?” “Bu ben değilim” “Neler oluyor bana?” diye düşünür ve hayretle o anki sizden mustarip, şiddetle refüze edip iptalini istersiniz ya? İşte aslında o sizsinizdir.

Belki hayatımda en antipatik bulduğum ve aynı zamanda da en sevdiğim anlardır onlar. Kendime dokunabildiğim, keşfettiğim, merhaba dediğim. O an verdiğiniz duygu tepkimesini dinlerseniz eğer, aslında çok iyi tanıdığınızı sandığınız benliğinizde saklanmış yabancıyı görebilir ve ona dokunabilirsiniz. Bu kendinizle buluşmak, vuslata ermek değildir de nedir?

İçeride biri mi var?

Hayatınızda ki en tanımaya değer kişidir o. En saf halinizdir. Neden bilinmez ama saklambaç oynayan çocuklar gibi saklanır sizden. Yalnız öfke, mutluluk heyecan gibi duyguların doruklarında sobelenir. Elinden dondurması düşmüş çocuk gibi bağırdığında tanırsınız onu. Içinizde ki ilk nefesi alan bebektir o, hani o ağaçtan düşen ve dizleri kanayan çocuktur, ebeveyn olan sizdir, elinde bastona ihtiyaç duyarak yürümeye çalışan ve desteğinizi isteyen tüm zamanlarınızdır. Kimse yokken yine sadece o vardır yanınızda. Apansız beliren kime ait olduğunu bilemediğimiz özlemin aslında ta kendisidir de göremeyiz…

Peki neden O’nu yok sayıyoruz? Tüm herkesi tanımak adına zaman ayırıyor, çaba gösteriyoruz da O’na yokmuş gibi davranıyoruz? Halbuki ki orada egosu, öfkesi, üzüntüsü, sevinci, mutluluğu, heyecanı ve savaşları olan kalabalık bir ben var.

Hiç O’na sorduk mu? Kimsin sen diye? Acaba bizden istediği ne? Peki ya yönlendirmeye çalıştığı ama duymadığımız görmediklerimiz ne? Varlığının amacı ne?
Hiçbirini sormadı isek; üzgünüm ama onca yıl bomboş yaşadık. Çok önemli birşeyi, O’nu tanımaya ve O’nun tanınmaya değer olduğunu atladık. Birilerini üzmemek adına kendimizi yok sayarak onlarca uğraşı veriyor ve yine de başaramayabiliyoruz. Peki aynı çabayı O’na, yani özümüze veriyor muyuz? Neden yokuz biz? Varlığımızın gerçeği, içimizde tanımadığımız yüzlerce bize ait duygunun ihtiyacı olduğudur…

Bilmediğimizi sandığımız yolun ve yolculuğun, tüm zamanlarımızda gezinmiş ve ona hakim bilge rehberi uzakta değil. Tam olması gereken yerde…

Bizde…

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.