Mercidabık Köftesi

Orta ikinci sınıftaydım. Acayip yaramaz aklı bir karış havada olan veletlerden biriydim. Okulun voleybol takımında oynuyor olduğum için derslerle neredeyse tümü ile alakam kesilmiş, filenin sultanlarından biri olma hayalindeydim.

Sınavlar arka arkaya başlamıştı. Hiç ders çalışmıyor, neredeyse tüm sınavlardan sıfır alıyordum. Tarih dersinde hocam anlatıyor da anlatıyor ama kulağımın biri duyuyor, diğeri ise dışarı atıyordu. Sınava girmeden bir kaç gün önce emeğe çok saygı duyduğunu söylemişti. Sınavlar genelde anlattığı konulardan özet çıkarmak üzerineydi ve sınav günü geldi çattı. Konumuz Mercidabık savaşıydı.

Bu savaşı anlatabilmek için hangi tarihte, kimlerle yapıldı, kim kimi yendi ve nereleri topraklara katıldı bilmek gerekiyordu tabi ki. Hiç birşey bilmiyordum ki. Kağıt önümde, kalem elimde, boş vermek istemediğim için başladım yazmaya. Mercidabık bana hem mercimeği hem de bıyığı anımsattı. Uydurdum da uydurdum. Bir buçuk sayfa boyunca bu savaşın isminin bende uyandırdığı duyguları döktüm de döktüm kağıda. Mercimekli köfteyi çok sevdiğimden tutun da bıyıkları sevmediğim gerçeğine kadar, Osmanlı’da neden herkes bıyıklı konusuna temas edene kadar yazdım da yazdım. Akıyordu da akıyordu bilgisizliğin bilgisi. En sonunu da savaşmak kötüdür diye bitirdiğimi hatırlıyorum.

Mercidabık

Mercidabık Köftesi

Kompozisyonum bittikten sonra sanki her şeyi tastamam yapmışım gibi sınav kağıdını ilk veren de ben oldum. Öğretmenin vakit kaybetmeksizin bakıp not vereceğini kestiremedim. Hoca kağıdı alınca başladı mı okumaya? Okudukça gözleri büyüyordu, onunla gözgöze gelmemek için sıranın altına attığım silgiyi on dakika boyunca alamamak için mücadele ettiğimi hatırlıyorum. Yaramadı. İşe yaramadı. Hocam sınav bitti deyip herkese kalemi bıraktırdı. Beni yanına çağırdı.

Elime kağıdı verip sesli sesli okuttu. Sınıfta, kriz ne demek? Gülmekten telef oluyordu herkes. Utançtan düştüğüm o durumu anlatamam. Bacaklarım titriyordu. Az sonrasında öğretmenden yiyeceğim azar aklıma geldikçe soğuk soğuk ter döküyordum.

Okumayı bitirdim. Hoca alkışlamaya başladı. Anlam veremedim. Suratında sinirden kuduran bir ifade olması gerekirken gayet mutlu görünüyordu. Yanıma geldi. Sayfa düzenine o kadar dikkat etmiş ve düzgün yazmışsın ki verdiğin emek içinde bilgi olmasa da çok hoşuma gitti. Sana 5 veriyorum dedi. Ben tabi şok. Sınıfta sessizlik.

Hoca sınıfa doğru döndü ve “arkadaşınız voleybol takımında ve okulumuzun temsil ediyor. Belli ki derslerini çalışamıyor, ama kağıdı boş vermek de istememiş. Mercimek köftesini ne kadar sevdiğinden bahsederken burada bir emek vermiş. Ben biliyorum ki bu savaş hakkında biraz fikri olsaydı yazdıkları da anlamlı olurdu. Bana ömür boyunca unutamayacağım bir anı kazandırdı. Bu yüzden 5 veriyorum” dedi.

Şimdi aldığım nota mı sevineyim Yoksa öğretmenimin öğretim hayatına geçen bir gerizekalı olduğuma mı üzüleyim bilemedim. Ama emek vermenin bir karşılığı olduğunu öğrendim. O öğretmenimi de unutmadım. Sanırım o da beni unutmamıştır.

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.