Örümcek levhaları

Umudun şakşakçılığını yapanlar, seni umut etmeye davet edecekler. İcâbet edersen davetlerine; bil ki umuda methiyeler düzen insanların ekserisi umutsuz bir vakıa, umutsuzluğun diplerinde, çürümenin ve pespayeliğin içindeler. Umut bir şarkıdır, bu şarkıyı diline dolayanlar, umut etmekten yürekleri yanmış kişilerdir. Davetin içinde; sevgi, saygı, vefa ve barışın sözcülüğünü de yaparlar. Kirlenmiş ne kadar duygu varsa cilalayacaklar sana ve çoksesli umut şarkısının sözcüsü edecekler seni.

Neye dikkat edeceğini bilmiyorum, zirâ içini bilmiyorum. Çaresizlikten mi icâbet edeceksin, yoksa çarenin o olduğuna mı inanacaksın?
Eğer çaresizlikten dolayı icâbet edeceksen, büyük bir bataklığa batacak ve çaresizliğin umudun sularına karışarak; kirli bir nehrin denizle buluşamaması gibi tıkanıp balçıklaşacak ve çamura banacaksın. Belki umudun el bezi silecek çamurunu, pâk edecek sağını solunu ama için kül çamurları ile dolacak!
Çarenin o olduğuna inanarak adımını atıyorsan; bu hâkikaten inancın yabanıl olmayan, hâlim selim bir tutkusudur. İnanmak bir bakıma “Koyun” gibi olup sürüye karışmaktır, hayatın akışında akarak, dikbaşlı ve suâl etmekten kaçınmaktır. Her inanç insanın içinde mahsur kaldığı bir yalnızlık engebesidir. Bu engebeyi daha da sığ yapanlar, içlerinde bir hücre kuran insanlardır. Yapayalnız bir hücre ve etraf bir festival gibi kalabalık! İlkelliğin edinilmiş bir gen mirası olduğu, medeniyetin bir yularda temsiliyeti ve ne kadar yüceler yücesi olsa da, insanın kendi eli ile alçalması!

Sana vaaz edilen tüm beşeri doktirinler, edebi güzellemeler, felsefi ve hatırı sayılır insanlık tarihi manzumelerinin yegâne amaç ve nihâyet çizgisi; varlığının sessiz sedasız işleyiş ve yokluğunun hiçliğe kodlanışından başka bir şey değil. İsmin bir zaman sonra unutulacak ve hiçlik hanesine minik bir hiç olarak kayıt düşeceksin!

Ben sana kötülüğün kudretini, heyecanını, isyanın içinden kopan güzelliği ve umutsuzluğun içinden yeşeren akli ve bedeni cinayet mevsimlerini vaat ediyorum.
Alışılmış ve paslanmış vaazlar yerine, verdiğim vaatlere doğru yürü. Yolumuz, isyanın ve kötülüğün yoludur. Bizim yolumuzda yalan dolan yoktur! Gereksiz mersiyelerden kaçınmayan sevgi ve mutluluk budalaları, mersiyeleri boğazlarında yumru olduğunda akılları bir nebze olsa da başlarına gelir, fakat yazık ki yine de başlarından gider. Bu sefer yalanlara, hayallere tutunurlar. Ömürlerini yalan dolan ve dolambaçlı yollar üzerine kurarlar! Ve gökkuşağı maskesi takmış umuda öyle bir abanırlar ki, düştüklerinde paramparça olur, yollarını bulamayacak kadar gâflet ve buhrân içinde kalıp debelenirler. Sana onlardan birinin “Dostum” demesine sakın ha sakın aldanma! İyilik ve sevginin dostluğu pamuk ipliğine bağlıdır ve sözden müteşekkildir. Daha doğrusu kuru ve itimât edilmesi aptallık olan bir laftır. Dostluğun saf olanı, kötülüğün içinden çıkan birlikteliktir. Bu sefil kalabalıkların “Şer” diye şerh düştüğü bir kötülüğü (!) bunlara sır diye vermeye kalk, gövdenin üstündeki ser gider! Sırra vâkıf olan birinin sırrını, ancak kötülüğün içindeki birinin taşıması gerek. Ebleh ve sersem sürü sır taşıyamaz. Temennim o ki: Bir gün gelecek ve karanlığın güneşi her yeri aydınlatacak. İşte o zaman riyâkar ve din adamlarının, sevgiperest ve iyilik meleklerinin köküne kıran düşecek, tanrılar iflas edecek ve saf kötülüğün kaynağı olan şeytanın yolu yolları işgal edecektir. Bunun için de hissi anarşizm ile yola başlanmalı, kötülüğün dişlileri arasında, iyilik ve sevicileri ezilmelidir!

Gelecek, Şeytan’ın ve ona tabii olanların olacaktır. Bunun için de “Sabır” denilen o âciz ve kendinden bıkkın rezalete sığınmayacağız. Geleceği, hayal yahut umutsal bir beklenti içinde değil, bilâkis, yarını bugünden yaşayacak, dünün üzerine bugünü ziynet gibi değerli kılacak ve güne dünün ilhâmı ile yarının heyecanıyla başlayacağız. Bizim yolumuza küstahlık ve kibir ışık saçacak, yolumuzu aydınlatacak, içimizdeki hâsed ve nefreti bir onur gibi boynumuzda taşıyacağız. Onursuzluk içinde onur taklidine soyunanların âksine, onurlu bir şekilde kötülüğü kutsayacağız. Size kibirli olmamayı ve kibrin kötü bir şey olduğu söyleniyor. Ne için? Onlar gibi âcz içinde olmak için mi? Kat’a bu deli saçmalığına inanmayınız. Kibir, sizi insan ağırlıklarından kurtarır, fildişi kulelerde ikâmet etmenin hazzı ve hafifliğini yaşatır. Varlığınıza eşdeğer kişilerin hayatınızda olması ve onlarla kibir halkaları ile bükülemez bir zincir olmanız dururken, hafif yaratılışlının temsili olan tevazu neden? Kibirlenin, kibri zırh gibi kuşanın ve kibrin gücü karşısında ezilenlerin efendisini oynayın. Bu oyun sizin noksanlığınızı alacak, küçüklüğü üzerinizden silkeleyerek büyüyecek ve oyun kurucu olmaya başlayacaksınız. Evvela, içinizde olan tanrısallığı sizden çalmak isteyenlere karşı, sonra da bu enaniyet hırsızlarının değirmenine su taşıyan böcek ruhlulara karşı kibir hususunda cömert davranınız.

Kibir cömertliği sever. Tanrı da cömertleri sever. Bu konuda ortak bir paydada buluşuyor ve Tanrı tarafından sevilenlerden oluyoruz. Size sevginin güçsüzler tarafından uydurulmuş bir masal olduğunu söylemiş miydim?

Orhan KANZA

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.