Sıkıştırılabilir yolculuk


Dostlarım ; bu hikayeyle birlikte yeni bir serüvene başlıyoruz. Bölüm bölüm yayınlayacağım Siyah’ın hikayesinin ilk bölümü ‘ Sıkıştırılabilir yolculuk ‘ … Herkese keyifli okumalar.

SIKIŞTIRILABİLİR YOLCULUK

” Gün döndü. Çarşambadan perşembeye ne de hızlı geçiyor zaman. Bütün o yaşananlardan sonra, şimdi bu otobanın kenarında birbirlerine selektör yapıp, korna çalarak küfürleşen insanları seyretmek öylesine huzur verici ki. Kavgalarının onları bekleyen sona hiçbir etkisinin olmayacağından habersizler. Her şeyden habersizler… Yüzyıllar öncesine gidip geldiğimden, birkaç hafta önce bir alışveriş merkezinin tuvaletinde bacağıma giren kasaturanın hangi malzemeden yapıldığından ve şu üstümde hafifçe esen rüzgarın hiçbir zaman popüler olmamış şarkısına eşlik eden ağacın gerçek bir ağaç olmadığından…
Omuzlarımda taşıdığım yükü bölmeye başlayıp onlara paylaştırsam ve bu işleme sonsuza kadar devam etsem dünyadaki her insana yetecek kadar pişmanlığa ulaşabilir miyim? Yoksa bu yükten ortaya çıkanların birer nihai parçacık olduğunu düşünüp pişmanlığın bu parçacıklardan oluştuğunu ve bunların daha da küçülmeyecekleri yanılgısıyla bir yüzyıl daha mı yaşamalıyım? Yanımdaki bir litrelik su şişesine doldurduğum votkadan aldığım yudumla genzimin duvarlarını elektrikli sandalyeye oturmuş bir mahkumun son anda duyduğu vicdan azabıyla boyadım. Vicdan azabının ta a…na koyayım!! Yarın yaparım dediğim ne varsa toplanıp ağzımı burnumu kırdılar. ‘ Biz çok sıkıldık bu işten Siyah, ya verdiğin sözleri tutarsın ya da… ‘ demişlerdi üç hafta önce, marul, domates ve maydanozla kimliklendirdiğim elimdeki lahmacunun üçte birini ağzıma sokmuşken. Peşimdekilerin kimseye eyvallahı yoktu. Büyük bir avm’ nin tuvaletinde kıstırmıştı beni namussuz herifler…
Saklanmak için en iyi yer en nefret ettiğin yerdir çünkü nefretine tanık olanlar orada olmayacağını bilirler. Güzel taktikti ama kullandığımız şifreli mesajların kırıldığını vitrinlerinde yüzlerce cansız mankenin parladığı ama tek bir karanlık amaca hizmet eden o devasa robotun – alışveriş merkezlerini bilim-kurgu filmlerinde uzaylılarla savaşan insan yapımı robotlara benzetirim her zaman – tuvaletinde öğrenecektim…

Dünyanın en güzel duygusu, patlamak üzere olan mesaneyi birkaç dakika içinde şehri yerle bir eden yağmurun ve yetersiz altyapının beraber olup kanalizasyonları patlatması gibi pisuvara boşaltmaktır. Son saniyede yetişip çıkarmıştım aleti. Ohhh!! Ulan ne rahatlık be, yemin ediyorum bir gecede beş kadınla sevişsem bu kadar rahatlamazdım diye aklımdan geçiriyordum. Gülümsüyor ve başımı hafifçe yan tarafa çevirip benden başka kimsenin olup olmadığını kontrol ediyordum. Sırtımı döndüğüm aynadan yansıyan parlak bir ışık gözlerimi birkaç saniyeliğine kamaştırdı. Işığın görünüp kaybolmasıyla benim algıladığım zaman arasındaki fark ne kadardı acaba? Einstein aklıma geldi. Zamanın, Moda ‘da, çiğ yağmış çimlerin üstünde güneşin doğuşunu izlerken neden bu kadar hızlı, annemi mezara gömerken o an geberip aynı mezara girmeyi istediğimde neden bu kadar yavaş geçtiğinin sebebini fısıldamıştı kulaklarıma. Einstein daha gençti o zaman ve Almanya’da malum diktatör henüz başa gelmemişti. Gözlerimin önünde oluşan tanımlanmamış geometrik karaltılar ışığın görünmesinden daha yavaş kayboldu. Elim pantolonumun fermuarında, dikkatlice etrafı kontrol ediyordum!

Bilinçaltım hemen harekete geçti. Beklediğim şey gerçek olmuştu, beni bulmuşlardı. Tehlike anında aklından geçenleri saniyenin onda biri sürede işleyip ileti göndermek gibi bir özelliği vardı geliştirdiğim bu haberleşme sisteminin. O anda ayakta işiyordum ve yazdıklarıma dikkat etmem gerekiyordu…
Ayakta işemenin zararlarını yazdığım ‘ buruşuk sarı saman kağıdını ‘ pisuvardan sıçrayan sidikle yapıştırıp saygıdeğer Wöhler’e yolladım, sadece benim ve önemli bilim adamlarının bildiği bilinçaltı telepatik haberleşme ağıyla.

” Profesör Friedrich Wöhler’e;
Bay Wöhler, bu satırları şu an modern dünyada bir alışveriş merkezinin tuvaletinden yazıyorum. Bu bilgiyi seninle paylaşmamın sana ya da bana ne fayda sağlayacağından emin değilim. Ama bana söylediğin gibi her bilginin bir gün karşımıza çıkması muhtemeldir. Ayrıca sevgili dostum Wöhler, ayakta işemenin zararlarını yazdığım ‘buruşuk sarı saman kağıdını ‘ da yolluyorum. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Sevgilerimle… ”

Fermuarımı kapatıp yüzüme bir avuç suyu olanca şiddetiyle çarptım. Bu hareketle sıvıların fiziksel olarak sıkıştırılamadığını yüzüme çarpan iki elimin nasırlarına uygulamalı olarak anlatmış oluyordum… Işığın oluşturduğu karaltılar kaybolmuş ve sakinleşmiştim. Suyun sakallarımdan damlayıp yerleri ıslatmasına izin vermek için yüzümü tekrar kaldırdığımda omzumun arkasında beliren lahmacun suratlı herifin az önce nasırlarıma anlattığım dersle bir alakası olmadığına emindim…

Çağrı Kundakçı

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yazar Hakkında

Başımı eğdim. 92'de Adana 'da bir devlet hastanesinde dünyaya geldim. Götüme bir şaplak yedim. Hayırdır lan demeye fırsat kalmadan ciğerlerim yandı. Arkada Cem Abi'nin bu son olsunu çalıyordu. Doğarken ağladı insan dedi. Son olmadı, çok ağladım. Dünyanın baş aşağı durmadığını o gün anladım. Çocuktum. Akşam ezanından evvel evde olurdum. Bir gün ezan okundu, bahçe kapısını kapattım, zile basmadım. Oturdum kapının önüne düşündüm: Bir insan nasıl bu kadar düz olabilir ? Düz yani hiçbir şeysiz, girintisiz, çıkıntısız ... Bayramlarda , kutlamalarda niye hep en arkadasın. Hiçbir şeyde önde olmuyon. Elin çocukları şiir okuyo, şarkı söylüyo. Sen anca arkada bekliyon dedi annem. Haklıydı. Başımı eğdim. Bir daha hiç eğlenmedim... Beş senedir Barbaros' tan aşağı sahile doğru yürüyorum. Karşıdan karşıya geçmeden dümdüz. Sahildeki taşlara oturup ayaklarımı denize doğru salındırıyorum. Arabanın arkasında çay satanlara uyuzum onlardan almıyorum, elinde sepetiyle dolaşıp çay kahve satan teyzeden bir çay alıyorum. Her seferinde teşekkür ediyorum . Ses etmiyor. Başımı eğiyorum. Çayın dumanı bazen Kadıköy bazen Üsküdar vapurunun dumanına karışıyor, gelgit denizi kabartmış dalgalar güneşin gözleri önünde oturduğum taşın altını oyuyor. Sadece o zaman gülümsüyorum. Ama öyle alengirli değil düz, dümdüz...

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.