Dünyayı yüreğimin dışına hapsettim

Dergimiz yazarlarından Burcu Ayan Sonkur’la yeni çıkan şiir kitabı “Dünyayı Yüreğimin Dışına Hapsettim” üzerine konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyalım.

1984 Ankara doğumluyum. İlköğretim ve ortaöğretim hayatımı Ankara’da tamamladım. Üniversiteyi Antalya Akdeniz Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı bölümünde okudum. Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım, doktora eğitimimi tamamlamak üzereyim. Bir yandan da mimarlık ofisinde proje koordinatörlüğü yapıyorum. Yaşamımın her evresinde sanat ve edebiyatla iç içe yaşadım. Bir dönem tiyatro ile ilgilendim, tiyatro oyunlarında oynadım. Şair ve yazar toplulukları ile birlikte sanatsal organizasyonlarda çalıştım. Üniversite zamanı gönüllü Türkçe öğretmenliği ve genç sanatçılar derneği kurucu üyeliği yaptım. Onlarca yazılmış ajanda ve sayfalar dolusu notlar birikti bu zamana kadar. Sanırım Sait Faik’i en iyi anlayanlardanımdır. Çünkü yazmasam deli olurdum herhalde. İşte bu yüzden kendimi bildim bileli de yazarım. Yazma aşkımın, annemin yemek kitapları ve evdeki ahşap mobilyalar üzerinde başladığını söyleyebilirim.

Şiir serüveniniz nasıl başladı?

Daha küçük bir çocukken dinlediğim şarkılardaki sözler ve müziğin uyumu dikkatimi çekerdi. Müziğe karşı ilgim vardı. Minik de bir orgum… Onunla besteler yapar o bestelere sözler uydurmaya çalışırdım. Şarkı sözlerinin, müziği kendi içinde gizli olan şiirler olduğunu öğrendiğim andan itibaren şiire ilgim arttı. Şiirlerin okunuşundaki ritme, cümlelerin ard arda gelişindeki ahengin büyüsüne o yaşlarda kapıldım. Adına şiir demeye cüret ettiğim ilk şiirimi ise ilkokul ikinci sınıfta yazdım. Sonra da yazmaya hep devam ettim.

Dünyayı Yüreğimin Dışına Hapsettim

Neden “Bir Yanı Hep Çocuk Kalanlara” ithaf ettiniz kitabınızı? Kitabın özsözündeki hikâye sizi çok etkilemiş olmalı.

Evet. Beni derinden etkileyen ve hiç unutmadığım bu hikâyeyi paylaşmak ve o hikâyenin kahramanı olan çocuk için yazmak istedim. Onlar için bir şeyler yapabilmek hayatımın en önemli gayelerinden biri oldu hep. Çocuklar, duru ve tertemiz zihinleri ile bakarlar dünyaya ve dünya onlarla güzelleştir. Onların gözünden dünyaya bakabilme kabiliyetini yitirmemek gerekir. Çocukluk ruhunu içinde barındıran bir insanda kötülük barınamaz. Sunay Akın’ın dediği gibi “gelecek politikacıların vaatleri değil, çocukların hayallerindedir”. Bunun için bir yanımızın hep çocuk kalması gerektiğine inanıyorum. İçindeki çocuğu yitirmeyenler şiirlerimi daha iyi anlayacaklardır, eminim.

Şiir kitabi denince akla genelde duygusal şiirler gelir. Ama sizin kitabınızda ağırlık toplumsal şiirler. Sizi bu duruma iten unsur nedir?

Yaşın ve yaşanmışlıkların yansımasıdır yazılan şiirlerin türü. Tür olarak ilk milli bayram ve günler şiirleri ile başladım. Güzel bir dünyaya dair hayallerle devam etti bu süreç. Sonrasında -sanırım on dört ya da on beş yaşlarıma geldiğimde- duygusal şiirler ağırlık kazandı. Bir süre bu ağırlıkla devam etti tabi… Yaş ilerledikçe toplumsal sorunlara karşı daha çok hassaslaşıyor insan. Daha çok sorgulamaya başlıyor yaşamı, ölümü, insanoğlunu ve düzeni… Bir şeyler yapmalı diyor insan kendi kendine ama ne? İşte bu noktada kendinizi en iyi ifade ettiğinize inandığınız şeyle bunu yapmak istiyorsunuz. Ben de yazarak yaptım bunu… Sanatçı bir ruh tepkisini en güzel sanatı ile icra eder. Çünkü böylesi en güzelidir ve en anlamlısıdır. Bu yüzden şiirlerimde duygularımla birlikte tepkilerimi de dile getirmek istedim.

Sizce şiir ve şair nedir?

Bazı şeyleri tanımlamak ve tarif etmek, ‘işte budur,’ demek onu sınırlamaktır. Şiir bana göre zihninizde yaşayan bir organizmadır. Yaşayan bir organizma nasıl ki sürekli bir değişim halinde ise şiir de öyledir. Her zaman sınırları aşma potansiyeli vardır. Yaşamınızla beslenir ve kelimelerinizle vücut bulur. Şair de şiirin konakladığı konakçıdır. Ne zaman zihninize yerleştiğini ve orada egemenlik kurduğunu anlamazsınız bile. Sanki hep sizinle var olmuştur. Vakitli vakitsiz dürter sizi, uykunuzdan uyandırır, zihninizin ücra köşelerinde dolanır durur ve kâğıdı kalemi aldırır elinize yazdırır kendini… Şiir, yüreğinizin sesiyle konuşur zihninizde, kelimeler dünyasında harmanlanıp vücut bulur bir kâğıt üzerinde. Önce yalnızca size ait, kimsenin bilmediği bir yürek akıntısıdır. Sonra sızar yüreğinizin bir yanından ve akıntıya karışır. Paylaştığınız andan itibaren şiir, kim okumuşsa onun olur. Kendinden bir parça bulan herkesin olur. Tek bir şiir, pek çok şiire dönüşür. Çünkü onu her okuyan kişi, kendi düşünceleri ile harmanlar onu ve bambaşka bir şekle büründürür. Şiirin en güzel yanlarından biridir bu. Bir yürekten sızar bin yürekten ayrı ayrı dökülür…

Şair nasıl olmalı?

Eğer şiiri gerçekten özünde hissediyorsa olduğu gibi olması yeterlidir… Özünde şiiri hisseden insan “ben oldum,” demez zaten. Hep arar, sorgular, özümser ve şiir onu terk etmedikçe, konakçısı olmaya devam eder. O yüreğinizden sızar, siz paylaşırsınız. O yüzden insanın yüreği genişse, zihni berraksa ve içindeki müziğin sesini duyabiliyorsa, gerisi kendiliğinden gelecektir…

Günümüzdeki Türk Edebiyatı hakkındaki düşünceleriniz?

Adı var kendi yoklar ülkesine döndük, derim hep. İçi boşaltıldı pek çok şeyin, yalnızca adları kaldı. Haliyle edebiyatımız da bu dönüşümden nasibini aldı. Çok çabuk tüketilir oldu her şey. Modern yaşamın köleleri haline geldik birer birer… Gülten Akın’ın deyişi ile kimsenin vakti yok artık, durup ince şeyleri anlamaya. Oysa edebiyat incelik ister, durup düşünmek gerekir üzerinde, sorgulamak ve geliştirmek gerekir. Bir de birlikte üretebilmek ve üretilenleri desteklemek gerekir. Neyse ki hala umutla ve inatla üretmeye devam eden, yetenekli insanlarımız var. Hala sanata ve edebiyata inanan insanlarımız var. Bu yüzden umudum var.

Takip ettiğiniz sair/ yazarlar kimlerdir?

Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Cemal Süreya, Can Yücel, Edip Cansever, Oğuz Atay, Tomris Uyar, Özdemir Asaf, Ahmed Arif, Atilla İlhan, Turgut Uyar, Didem Madak, Yusuf Atılgan, Tezer Özlü, Leyla Erbil ve Sunay Akın.

Şu isim benim idolümdür. Edebiyatta varmak istediğim seviyedeki isim şudur diyebileceğiniz birileri var mı?

Bu sorunun tek bir cevabı var benim için; Sunay Akın. Yazım türü anlamında olmasa dahi, çok yönlülüğü, sanatçı ruhu ve kişiliği ile örnek bir insan her şeyden önce.

Kitabınızı okuyacak olan kişileri içerikte ne bekliyor özetler misiniz?

Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğine inandığım, yaşama, ölüme, yalnızlığa, aşka, sevgiye ve insana dair şiirler…

Bundan sonra da hep şiir üzerine mi yazmayı düşünüyorsunuz yoksa başka projeleriniz de var mı?

Şu an bilimkurgu bir roman üzerinde çalışıyorum. Bilimkurgu olması yanıltmasın, içinde yine yaşamı, ölümü, insanı, aşkı ve sevgiyi sorguluyorum. Bunun yanı sıra üzerinde çalışmaya başladığım ve şimdilik yarım kalan kitap çalışmalarım da var. Mesleğimle ilgili kitap projelerim de bulunuyor. Denemeler yazmaya devam ediyorum. Son zamanlarda ise öyküler üzerine yoğunlaştım. İlerleyen zamanlarda öykü türünde de çalışmalarımı görebilirsiniz.

Son olarak edebiyatseverlere söylemek istediğiniz şeyler var mı, varsa nelerdir?

Durup ince şeyleri düşünmeye vakit ayıralım hep birlikte ve bunları bıkmadan usanmadan paylaşalım.

Röportaj: Aykut Cansız

Fotoğraf: Elnaz Farahbakhsh

Burcu AYAN SONKUR’un ilk şiir kitabı “Dünyayı Yüreğimin Dışına Hapsettim” çıktı!

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.